Random Image

Kuzey Işıklarının Peşinde

İngilizce'de "once in a lifetime experience" denilen ya da bizim dilde "ölmeden önce mutlaka" diye dillendirdiğimiz, bizi büyüleyen ve mutlaka yaşamak istediğimiz tecrübeler vardır. Benim listemin en tepelerinde, kutuba yakın bölgelerde gözlemlenebilen "kuzey ışıkları" vardı yıllardır, İzlanda'ya veya Nordik ülkelere gidip bu deneyimi yaşamayı çok istedim… Harika bir tesadüf; geçtiğimiz hafta Brisa olarak, ülkemizde yeni yürürlüğe giren kış lastiği zorunlu kullanımı konusunda farkındalığı arttırmak için, ülkemizin seçkin basın mensuplarını İsveç'e, ortağımız Bridgestone'un kış lastik testi merkezine davet ettik. Ben de bu fırsatı kaçırmayıp, ekibimizle birlikte, turumuzun teması olan "kuzey ışıkları"nın peşinde İsveç'e gittim.

Vidsel ve Geyikleri...

İlk gün, Stokholm üzerinden İsveç'in kuzeyinde, kutup dairesine 95km. yakın Vidsel kasabasına uçtuk (aslında köy demek daha doğru olur, tüm kasaba 500 kişi…). Saat 17.00 gibi vardığımızda, Vidsel'de hava karanlık ve kış masallarındaki gibi büyülü bir kar örtüsü altındaydı. Köyün sevimli oteline yerleştiğimizde, etrafımızı saran uçsuz bucaksız ormanı, otelin önündeki donmuş nehrin görüntüsünü, ve tüm soğuğa rağmen gürül gürül akan şelalenin bende yarattığı duyguyu anlatmak zor; adeta "mutlak bir doğa", ve insanın özüne değen çağrışımlar yapıyordu... Çevredeki sessizlik, kar tanelerinin mükemmel parıltısı, ve insanı içine çağıran ormanın gücü... Çok etkiledi beni.

Akşam mönüsünde, tabii ki geyik eti vardı, ve Brisa ekibimiz temayı kaçırmayıp üzerinde "geyik muhabbeti" yazan şapkalarımızı dağıtarak yemeğimizin keyfini katladılar! Üstelik o ufacık köyde yemek servisimizi yapan becerikli şefimiz de Türk çıktı, "geyik" te tam manasıyla yerini bulmuş oldu böylece...

Stefano Modena Ne Demiş?

Ertesi sabah erkenden test merkezine giderken, gökyüzündeki renklerde güneşin geç uyanışını görür görmez makinalarımıza adeta saldırdık; günün doğuşundan çok, batımını andıran renkler ve his... Zaman kavramı alt üst olmuş, kaybolmuş gibiydi...

Test merkezi çalışanlarının çoğunun İtalyan olması sebebiyle buz gibi havada, sıcacık bir karşılamayla merkeze vardık. İtalyanların hepsi şirketin Avrupa test merkezi olan Roma'dan belli dönem zamanlarını buraya ayıran profesyonellermiş...

Lastik testleri tek kelimeyle enfes bir tecrübe oldu; ekip çok iyi bir program yapmış, detayına girmeden, kritik bulduğum 3 başlığı söyleyeyim:

  • Kışın güvenli sürüş için kış lastiği şart - gerek fren gerek de çekiş gücünde, yaz lastiği ile yapılan kıyaslamalı kar sürüşlerinde hepimiz konuyu çok ama çok net gördük (duruma göre 25% varan iyileşmeler ve kontrollü sürüş).

  • Test sürüşleri sırasında bizimle olan eski F1 pilotu Stefano Modena anlattığı gibi: "etkin süratli sürüş için esas olan gaza basmak değil, doğru zamanda fren yapmak"!

  • Kar/yol şartları gibi test şartları çok değişken durumda bile, şirketin ileri teknolojiyi (hassas GPSli sensörler, vs) kullanarak bilimsel yaklaşımla lastikleri performansını ölçüp iyileştirmeleri...

Baltık Denizi Kıyısında Kar Motorsikleti...

Test sonrasında Lulea'dan 1,5 saat uzaklıktaki Brandön köyüne kar motorsikleti yapmaya gittik. Bir baktık ki, kar motorsikleti yapacağımız yer uçsuz bucaksız ve donmuş Baltık Denizi kıyısı! Çok kısa bir eğitiminden sonra, yaklaşık 15 motorsiklet yola koyulduk.

Düşünün, hava karanlık, donmuş deniz ve kar üzerinde 60km+ hızla yol alıyorsunuz; tam macera! Hele bir yerde motorlardan biri suya saplanınca (buz tabakası üstünde su olabiliyor yer yer), bizim konvoyda yürekler ağıza geldi. Sorun çözülüp ilk verdiğimiz molada ateş yakıp sahlep içerek rahatladık, sonrasında da buzu delip balık tutmaya çalıştık, ama nafile, akşam o saatte bir delikten balık yakalamaya çalışmak, saman yığınında iğne aramak gibi bir şey… Üç saatlik macera sonrasında, bölgenin etnik halkı olan Samiler'in (Laponlar) bize eşlik ettiği bir çadırda, çok keyifli bir akşam yemeği yedik. Otele döndüğümüzde hepimiz unutulmaz bir günü paylaşmış olmanın keyfini ve tatlı yorgunluğunu yaşıyorduk.

Stokholm'de Apartman Sakini Olmak Varmış

Cumartesi sabahı geri dönüş yolunda, ben fırsattan istifade Stokholm'de sevgili dostlarım Cengiz ve Vicky'le 4 yıl aradan sonra tekrar görüşme fırsatını yakaladım. Tabii Türk misafirperverliği tüm sıcaklığıyla devreye girdi; Cengiz benim taksiyle gelme israrıma rağmen beni havaalanında karşıladı. Şansıma pırıl pırıl bir gökyüzü ve güneş vardı; dostlarım da çok güzel bir gezi programı yapmışlar, detayları yazmayacağım, çok güzel bir şehir, mutlaka görülmeli. Sadece kısa kısa Stokholm (ve İsveç halkıyla ilgili) çarpıcı bulduklarım:

  • Burası dünyanın en temiz havalı şehri; şehrin ekonomisinin % 85'inin servis/teknoloji odaklı olması da elbette bunu destekliyor... Aynı zamanda Avrupa'nın en yeşil şehri seçilmiş, neden mi? Çünkü şehrin % 30'u(!) yeşil de ondan!

  • Stokholm'de İngilizce konuşan sayısının Londra'dan fazla olduğu söyleniyor (düzgün ve aksansız konuşanlar!)

  • Sosyal toplum ve sosyalist yaklaşımın en ileri olduğu ülkelerden... Çarpıcı bir örnek: apartmanda oturuyorsanız ve daireniz size aitse, aslında ait değil! Çünkü daire sahibi değil, apartmanda "pay sahibi" oluyorsunuz. Bunun çok medeni bir sonucu da, dairenizi kafanıza göre kiralayamıyor, apartman sakinlerinin onayını alarak yapabiliyorsunuz! Bunu Türkiye 2023 vizyonuna koysak ne iyi olur :)

  • Tüm güzelliklerinin yanında İsveç'in karanlık yüzü; alkolizm ve intihar oranı... Ancak bunu da son yıllarda azaltmışlar, özellikle alkol kullanımını öyle sıkı kontrol ediyorlar ki, örneğin, en yoğun araç kontrol Pazartesi sabahlarıymış… Diyeceksiniz "çok geç, anlamsız"... Aksine, "sıfır promil" kural olunca, Pazar akşamı alkol alanların, okul günü sabahı az miktarda da olsa kanlarında alkolle yakalanmalarını affetmiyorlar.

  • Hem havası, hem toplumu temiz, inanılmaz bir ülke burası... Bir de sıcaklık 10 derece daha yüksek olsaymış, dünyanın en popüler şehri olurdu herhalde.
Özetle, dolu dolu, enfes bir gezi yaptım. Başlangıçta en büyük hayalim kuzey ışıklarını görebilmekti. Hava şartları buna izin vermese de, İsveç doğasının mutlak güzelliği ve toplumunun ileri seviyesi beni o kadar büyüledi ve özendirdi ki, "kuzey ışıklarının pırıltısını gökte ararken yerde buldum". Ve doğanın ve yeşil yaşamın, sivil toplum ve birey haklarının ülkemizdeki gelişimine olan ümidimi, inancımı ve sahiplenmemi, İsveç sayesinde yeniden tazeledim.

Not: Bu kusursuz organizasyonu yapan Brisa ekibimize, Stokholm'de beni ağırlayan sevgili Vicky ve Cengiz'e tekrar gönülden teşekkürler…

Sevgi ve selamlarımla,

Mehmet N. Pekarun