Random Image

Diyarbakır; uzak ama çok yakın...

Geçtiğimiz ay ilk kez Diyarbakır'a gittim... Toplum Gönüllüleri (TOG) Vakfı "Gençlik Konseyi", 400'ü aşkın genç üyesinin katılımıyla bu sene Diyarbakır'da yapıldı; bizler de gençleri destekleyen yetişkin üyeler olarak haftasonu programındaki "Yönetim Kurulu/Gençler buluşması" için oradaydık.

Gençlerin toplumsal barış ve değişim için sosyal sorumluluk deneyimlerini paylaştıkları bu etkileyici ortam, tıpkı Diyarbakır gibi benim için bir "ilk" oldu.

Görmeyi uzun zamandır çok istediğim bir şehirdi Diyarbakır. Oranın gerçeğini yakından gözlemlemek, hem de bunu gençlerin pozitif enerjisi ve açıkça görüşlerini paylaştıkları bir ortamda yapabilmek benim için eşsiz bir fırsat oldu…

Cuma akşamı uçaktan indiğimde, sanki yabancı bir ülkeye ilk defa adım atmış gibi, biraz şaşkın ve temkinliydim. TOG gençlerinden ve yönetim kurulu üyemiz olan Adnan sağolsun, karşıladı beni. Önce gençlerin konsey sonrası dinlendiği belediye salonuna gittik; sonra da şehir merkezindeki tarihi taş binada çay içtik, uzun uzun keyifle sohbet ettik.

SEVDİĞİN ŞARKIYI "GİZLİCE" DİNLEMEK…

Adnan'ın birebir yaşadıkları ile ülkemiz Kürt halkının yaşam şartlarını dinlemek, benim için büyük bir öğreti, hatta uyanış oldu... Bir insanın ana dilinde sevdiği şarkıları gizli gizli dinlemesi, evi basılıp zorla alınır diye kasetleri torbaya koyup tuvalete (!) saklamasını, hangimiz birey olarak kabul edebiliriz, bunu "doğru" sayabiliriz!

Adnan, o akşama kadar az tanıdığım, "bana biraz uzak" bir ekip arkadaşımdı; içten bir sohbet sonrası, artık bana "çok yakın"…

Tüm topluma malolmuş ve derin yaralarla kutuplaşmış bir konuda nasıl toplumsal barışı yakalarız? Olumlu ve önyargısız olmaya düşünmeye çalıştım. Ve o akşam iki şey çok netleşti benim için:

- Özellikle duygu/"keskinleşmiş görüş" yüklü konuları, akılla ve yargısız "konuyu birebir yaşayanlardan" dinlemek, çözüm yolunda bir ön şart; ama tek başına yeterli değil;

- Çevremizi etkileyen her sorununun, her birimizi dolaylı veya direkt etkilediğini farkedip, konuyu "sahiplenmek"şart... Diğer bir deyişle, çözüme "gönül koymak" ve insiyatif almak diyebiliriz.

DİYARBAKIR KONSEYİ ANA PANELİ; "FARKLILIKLARA SAYGI VE TAHAMMÜL"

TOG'un vizyonu "toplumsal barışa katkı"; bunu da gençlerin aktif katılımı ve yetişkinlerin rehberliğinde gerçekleştirmeyi hedefliyor... Bu çerçevede Diyarbakır Konseyi ana paneli çok etkileyiciydi; düşünün Türkiye'nin her yanından 400 genç dinleyici... Panelistler Osman Baydemir, Hidayet Tuksal, İbrahim Betil, Takuhi Tovmasyan, ve Deniz Rojda Solmaz; yani "toplumdaki ayrımcılığa karşı farklı açılardan ama ortak bir amaç çerçevesinde, yani toplumsal barış için mücadele eden" liderler... Konuşulanlar "Kürt sorunu, İslam ve kadın hakları, LGBT" gibi zor konular! Ama, tek bir tartışma, yüksek ses çıkmıyor! 400 TOG gencinin bu konular üzerinde ortak bir görüşü yok; görüşleri ilk defa duyup rahatsız olanlar bile var, ama günün sonunda ortak bir dil var: o da "FARKLILIKLARA SAYGI"... Hem genç olup, hem de bu olgunlukla dinlemek ve tartışmalara aktif olarak katılmak, toplumsal barış için inanın çok ümit verici, hatta belki de ülkemiz geleceğinin en büyük teminatı... İşte TOG ve Gençlerinin ülkemize katkısı da bu; bence çok çarpıcı… (Detaylı bilgi http://tog.org.tr/)

Özetle, uzak görüp yakın döndüğüm Diyarbakır'da anladım ki, ülkemizin bu derin yarasını iyileştirmek için her birimizin hem akıl hem de gönül desteği, emeği şart. Gençlerimizin bilinci ve sürece katılımı da, bence en büyük potansiyel güç, katalizör...

Gelin, toplumsal barış için hepimiz, önce birey olarak, yepyeni bir başlangıç yapalım: Ülkemizdeki yabancılaşmaya "dur" deyip, "yakınlaşma" sürecini destekleyelim; ön yargılarımızdan arınıp dinlemeye, anlamaya, ve barışa destek olmaya "gönül" koyalım.

Son söz: Barışın kaybedeni yok, savaşın da kazananı…

Sevgi ve selamlarımla,

Mehmet Pekarun