Random Image

Batsın Bu Dünya, Bitsin Bu Rüya

(Batsın ki Yeni Dünya'yı inşa edelim...)

Frankfurt'un banliyösünde, yeşil bir tepeye kurulu güzel bir otel... BCG'nin (Boston Consulting Group) "Reasons to be Cheerful? From Crisis Management to New Challenges" seminerinde konuşmacı olarak yer alıyorum. Yükselen ekonomilerden Türkiye'deki bir şirketin temsilcisi olarak, durgunluk yaşayan gelişmiş ekonomi şirketleri liderlerine "ümit vermek" için davetliyim!

Birçoğu Alman üst düzey yöneticilerin arasında sunum sıramı beklerken, BCG yöneticisinin "Gelişmiş ülkelerin borcu tam bir batak... Hatta Ponzi oyunu* gibi hızla çökebilir. Ama yine de ümit (?!) var" temalı giriş sunumunu dinlerken, aklımda birden saz arkadaşları eşliğinde Orhan Gencebay belirdi ve başladı söylemeye; "Batsın bu dünya, bitsin bu rüya, ağlatıp da gülene..." Ama nasıl söylüyor, durmak bilmedi; arabesk müzikle aram olmasa da, her Türk gibi Orhan Baba'nın bu sözleri benim de hafızamda yer etmiş!

...

Zaman zaman aklımı kurcalayan bir sıkıntı geçen ay katıldığım bu toplantıda yine bilincimin üst katmanlarına çıkıverdi... 2008 Dünya ekonomik krizinden beri hepimiz sanki bir yalanı yaşıyoruz; aslında ortada hala yüzleşilmeyen bir maliyet/belki de iflas, sürdürülemez bir durum var, ama yine de "dur bakalım, yakında toparlarız" hesabı... Bilmem bu hisler size de tanıdık geliyor mu?

Yine de çok karamsarlığa kapılmadan, toplantıdaki "Alman rasyonel düşünme disiplini"nin de etkisiyle, BCG'nin "Dünya ekonomisinin çıkmazı, ülke ve şirket seviyelerinde yapılması gerekenler" görüşlerini ve bendeki yansımalarını kısaca paylaşmak istiyorum...

GLOBAL EKONOMİNİN ÇIKMAZI

Gelişmiş ülkeler yüksek borç seviyelerinin tutsağı olmuş durumdalar ve de sürekli bu borcu çevirmek zorundalar, yoksa Ponzi* oyunundaki gibi iflas riskleri var! Büyüme ile bu borcu ödemeleri gerekirken; borcun azalmasını oldukça zorlaştıran koşullarla boğuşuyorlar;

i. Çalışan nüfusunun azalıyor ve sosyal yükümlülüklerin artıyor olması,

ii. Dünya genelinde 30 yıldır devam eden "hızlı büyüme" süper döngüsünün sonuna gelinmesinin yarattığı etki,

iii. 100 yılı aşkındır süregelen "Düşen hammadde maliyeti" döngüsünün sonlanması; (Henüz yüzleşilmemiş çevre maliyetleri de cabası!)

Bir de buna gelir adaletsizliğini yani "süper zenginler" karşısında ücretleri sürekli baskı altında olan genel nüfus" ve politikacıların zorluklar karşısında kararsızlığını (Ekonomist dergisi buna "uyurgezer" diyor) eklediğinizde "mükemmel bir çıkmaz"la karşı karşıya kalınıyor.

ÜLKELERİN ACI REÇETESİ:

Gelişmiş ekonomiler için 10 maddede özetlenen bir çıkış yol haritası öneriliyor:

1) "Ödenemeyecek" borçların silinmesi: Yunanistan gibi küçük bir ülke örneğinde bile çok sancılı geçen bu sürecin, daha büyük bir ülke seviyesinde yaşanmasını kimse düşünmek bile istemese de, gerçekleşmesi acılı ve kaybedenleri bol olacak. Bunun alternatifi olan yüksek enflasyon (80-90'lar Türkiye'si) ve/veya vergilerin arttırılması da, büyümeye ters etki yapan hareketler... Akla yatkın görünse de, uygulama kısmı neredeyse imkansız!

2) Sosyal yükümlülüklerin azaltılması: Emeklilik yaşının uzatılması, ödemelerin azaltılması, sağlık hizmetlerinin kısıtlanması... Eninde sonunda iş buraya gelecek olsa da şimdilik politikacıların köşe bucak kaçtıkları kararlar olarak listede yerini alıyor.

3) Devletin daha verimli olması: Daha az çalışanla daha etkin ve çok iş... Çok bariz bir durum söz konusu; bugüne kadar yapılmamışolması bu maddeyi direk ilk sıralara koyuyor.

4) Azalan iş gücüne çözüm: Peki, 10-20 sene sonra bu ülkelerde kim çalışacak? Tabii ki daha yaşlı insanlar (emeklilik yaşının uzatılması mecburi) ve katılımı artması gereken kadınlar (keşke ülkemizde de 3 çocuk söylemi yerine, buna vurgu yapılsa!). Doğurganlığın teşvik edilmesi de çözümlerden biri ancak bu, nüfusu azalma trendine giren ülkeler içindir; taklitlerinden sakınınız! Politikacıların bu maddede yine elleri titriyor...

5) Akılcı göçmen politikaları: Özellikle Almanya, Japonya gibi ekonomilerin, yüksek eğitimli göçmenleri teşvik eden, ülkelerinde kalıcı olmaları için programlar geliştiren uygulamaları hayata geçirmeleri gerekiyor. Yine sosyal seviyede riskli bir konu ki bunu uygulama cesareti gösteren politikacıya da helal olsun!

6) Eğitime yatırım: Gerek ortalama eğitimin kalitesinin (öğretmen ve teknoloji etkisi) yükseltilmesi, gerek girişimcilik/inovasyon vurgusunun arttırılması, gerekse kritik mühendislik/fen bilimleri eğitimlerine odaklanmak bu başlıkta ön plana çıkanlar... Her politikacının zorlanmadan yatırım yapabileceği, ancak seçmen seviyesinde etkisinin uzun vadeli olduğu algılasıyla göz ardı edilen, büyüme için neredeyse en etkili olacak başlık "Eğitime yatırım"! Belki de uygulamada başarı için, eğitim yatırımlarını seçim döngüsü dışına çekebilmiş ülkelere bakmak gerekir.

7) Alt yapı yatırımları: Reçetenin en popüler ve uygulanan maddesi bu; gerek devlet altyapısı, gerekse özel sektör boyutunda çoğu ülke altyapı yatırımlarına odaklanmış durumda... Buradaki tipik risk unsuru, kısıtlı sermayenin katma değeri düşük projelerde ziyan olması. (Aklınıza ülke gündemimizdeki bazı iddialı projeler gelebilir; ben söylemedim, siz düşündünüz:))

8) Hammadde verimliliği: Hammadde kaynaklarının azalma trendi ve değişkenliği, gerek alternatif enerji gelişiminin desteklenmesini, gerekse hammadde verimli ürün/ üretimlerin teşvik edilmesini gerektiriyor. Burada uzun vadeli, akıllı planlama yapabilen ülkeler sessiz ve derinden gelişme sağlamaya başladı bile!

9) İnovasyon/girişimcilik önündeki engellerin kaldırılması: Mevcut sektörlerdeki korumacı uygulamalar çoğu zaman inovasyonun önünde engel oluyor. Bunların kaldırılması; girişimciliğin genç yaştan (üniversite eğitimi) teşvik edilmesi; ve yeni teknolojilerin denenmesi için sosyal kabulün arttırılması (örn: biyoteknoloji), buradaki ana fırsat alanları olarak görünüyor.

10) Global işbirliği: En kritik madde bu; çünkü, her ülkenin ihracatını arttırmaya, daha eğitimli işgücü çekmeye, ve hammadde kaynaklarını garanti altına almaya çalıştığı bir dünyanın sürdürülebilirliği yok. Bu nedenle de bu kontrolsüz rekabetin işbirliğine dönüşmesi şart görünüyor. Mevcut işbirliği platformlarının eksiklerini de adresleyerek, yeni güçlü ve odaklı işbirliği platformlarına ihtiyaç var.

Bu uzun reçete, hem acı, hem de uygulaması oldukça zor olsa da ilerleme sağlanmadığı takdirde pazar ekonomisinin (ülkelerin artan korumacı uygulamaları), hatta demokrasinin (işsiz genç nüfus) bile tehlikede olduğunu söyleyebiliriz.

YÜKSELEN EKONOMİLER NE YAPACAK?

Gelişmiş ekonomilerin yükselen ekonomilerden beklentisi çok basit; "Daha az ihracat, daha çok tüketim bazlı büyüme"... Bu bizim gibi cari açık problemi olan ülkeleri bozacak tabii! Ayrıca enerji/hammadde kullanımı odaklı sektör ağırlıklarını azaltmak ve bu sektörlerinin verimliliklerini arttırmak gerekecek.

Burada da formül basit, uygulması kolay değil. Keza yükselen ülkelerin çoğunda, genç ve yaşam şartlarını/gelirini arttırmayı bekleyen birçok altyapı ve demokratikleşme eksikliğiyle boğuşan yönetimler var.

Aslında hangimiz daha zor durumdayız; karar vermek zor!

ŞİRKETLERİ NELER BEKLİYOR?

Bu başlı başına ayrı bir yazı konusu olsa da, konunu bütünlüğü açısından kısaca değinmekte fayda görüyorum. Kesin olan şu ki artan vergiler ve tasarruf eden devlet /tüketiciler nedeniyle, mevcut iş karlılıkların azalacağı.... Bu durumda şirketleri için "Olmasza olmazlar"ı şöyle özetleyebilirim;

1) Maliyet verimliliği: Bu dönemin ihracat seferberliği ve giderek artan rekabet şartlarında çok keskin bir maliyet odaklılık, "biz bu konuda iyiyiz" diyenlerin bile tekrar bakmaları gereken bir konu...

2) Fiyat yönetimi: Önümüzdeki dönem senaryolarında ya çok düşük, ya da yüksek enflasyon gibi iki uç beklenti söz konusu; bu nedenle de şirketlerin fiyatlandırma süreçlerini güçlendirerek yönetmeleri gerekiyor.

3) Büyük risklere hazır, esnek iş modeli: Burada kastedilen, "herşeye hazır" değil, "sektöründeki muhtemel senaryoları değerlendirip bunların kritik olanlarına göre opsiyonlarını hazırlamış, ve seçtiği ana senaryoya da yatırım yapan" şirket olmak.

İnovasyona hiç girmiyorum, zaten ön şart!!!

YÜZLEŞME ZAMANI: "Batsın Bu Dünya ki yerine yenisi gelsin!"

Türkiye'nin yakın tarihi belirsizlikler ve krizlerle dolu; belki de bunun sayesinde Türk şirketlerinin zorluklarla yüzleşme yetkinlikleri oldukça yüksek...Yukarıda onuncu maddede bahsettiğim "Global işbirliği" için, yükselen pazar ekonomisi olan Türkiye ile gelişmiş ekonomiler arasında çok net bir işbirliği fırsatı var, o da:

Ülkemizin gücü, pazar büyüme potansiyeli; öncelikli ihtiyacımız ise katma değer artışı için teknoloji/verimlilik yatırımı... Gelişmiş ülkelerde ise bunun tam tersi bir durum söz konusu; ihtiyaç büyüyen pazar, güçleri ise teknoloji/yüksek verimlilik; işte bu mükemmel bir işbirliği zemini!

Batsın Bu Dünya ile başladık, Yenisiyle bitirelim. Yeni Dünya, daha yavaş büyüme, daha az tüketim, ve daha yaşlı bir nüfus demek; zorlukların boyutları sebebiyle de daha önce görülmemiş işbirlikleri (Devlet, İş Dünyası, STKlar) gerektiriyor.

Anahtar kelimeler "Yüzleşme ve işbirliği". Söylemesi kolay, yapması zor... Ama yapmazsak bedeli ağır, Ponzi oyunu misali... Bu nedenle;

"Hazır mısınız arkadaşlar? Daha güzel, daha adil, sevgi dolu bir [Yeni] Dünya için... Batsın Bu Dünya!"

Sevgi ve selamlarımla,

Mehmet N. Pekarun

*"Ponzi oyunu", nasıl olacağını pek anlamadan çok para kazanacaklarına inananların, giderek artan sayılarda oyuna katılarak sisteme para akıtmasına ve onların yatırdığı paralarla daha önce katılanlara "yüksek kazanç" ödenmesine dayanıyor. Bu oyunun sonu olmadığı, katılımcılar azalınca ortaya çıkıyor, ve oyun hızla çöküyor.