Random Image

Açık İnovasyon: "Yeni Cesur Dünya"

Söze kısa bir algı testiyle başlayayım; sizce aşağıdaki fotoğraf nerede çekilmiş?

A) Bir hastanenin doktor kadrosu tanıtım fotoğrafı,
B) ABD gizli servisinin dünyayı dinleyen teknik kadrosu,
C) Dünyaca ünlü bir Ar-ge merkezi,
D) Global bir üniversitenin post-doc kadrosu.

Eğer C'yi seçtiyseniz doğru bildiniz! Fotoğraf, yeniliklerin sadece büyük şirketlerde ve kapalı kapılar ardında yaratıldığı 20. Yüzyıl "Kapalı İnovasyon" döneminden, Bell Laboratuvarları’na ait. Bir resim bin kelimeye bedel misali, bugünün dünyasında geçerliliğini yitirmiş gizlilik anlayışının fotoğraf karesine yansıması...

Çünkü bugün artık kapıların ardına kadar açık olduğu "açık inovasyon" dönemindeyiz; yepyeni cesur bir dünyada...

Bu yeni dünyada bilgi herkese açık.
Yenilikler, yeni & girişimci (start-up) şirketler ve büyük şirketlerin kombinasyonlarından yaratılıyor. Kendileri dışında tüm dünya ile etkileşimde olan kuruluşlar yarışta bayrağı ön sıralarda taşırken, eski usulde devam edenler mesafeyi gittikçe uzatarak geride kalıyorlar.

Gelin şimdi kısaca, açık inovasyonun neden iş dünyasının "yeni ve kalıcı" başarı formülü olduğunu inceleyelim.

Nedir Açık İnovasyon?

Açık inovasyon, üzerinde şimdiye kadar birçok kitap yazılmış olsa da, hala yeni sayılabilecek, ancak her geçen gün ivmelenen kritik bir iş akımı. Kısaca, yenilikçiliğin şirkete içeriden ve dışarıdan gelip, şirket içerisinde ve dışarısında kullanılması anlamına geliyor. Açık olmak zor iş; "Ya başkası kopyalarsa?”, “ Rakiplerim zaafımı görecekler, ne yaparım?”, “Patentimi kullanmasam da niye lisanslayıp rakiplerime kaptırayım?" gibi bir çok endişeyi tetikliyor... Kıyıdan ayrılamayan bir tekne misali, bu korkular bir müddet sonra oyun alanını gittikçe daraltmaya başlıyor. Ancak açık inovasyonu sahiplenen organizasyonlar açık denizlere cesaretle açılabiliyorlar.

Bu organizasyonlar;

  • Teknoloji ekiplerini sadece “bilgi üreten” değil; “içeriden ve dışarıdan en iyi bilgiyi bulup birleştiren” olarak konumlandırıyorlar. En büyük fark şu; en iyi bilgiyi içeride üretmeye çalışmıyorlar!
  • Yenilikçi fikirleri deneyimlerken, hata yapmayı başarısızlık olarak değil, öğrenme sürecinin bir parçası olarak görüyorlar,
  • Farkı pazara ilk ve en iyi ürünü getirerek değil; en iyi iş modelini hızlıca deneyip, uygulayarak yaratıyorlar. Burada da yeni/küçük şirketlerle (start-up’lar) işbirliğine çok önem veriyorlar.

Tüm kartlar açık...

Kapalı ve açık inovasyon kültürünü en iyi açıklayan metafor sanırım "Satranç ve Poker" kıyaslaması... Satranç oynarken, tüm taşlar ve oyun alanı bellidir. Satranç, "kapalı" bir sistemdir; dışarıdan yeni bilgi gelmez... Oysa pokerde para koyarak, kart değiştirerek, kartlarınızı açarak oynarsınız. Yeni bilgi alır ve verirsiniz, rakiplerinize göre kaynaklarınız sürekli değişir. Bu bilgilerin değeri, iyi oyuncular için çok büyüktür. Yani, inovasyonla fark yaratmak isteyen yöneticiler, kapalı sistemin satranç yetkinliklerinin ötesinde, iyi birer poker oyuncusu olmalı dersek yanlış olmaz.

"Büyükle küçüğün" kaçınılmaz işbirliği

Konu inovasyon olunca ilk akla gelen, girişimciler ve çağımızın teknolojik bazlı başarı hikayelerini doğuran Silikon Vadisi...

Girişimciliğin bu bereketli topraklarında biraz zaman geçirince görüyorsunuz ki herkes yeni bir şirket kurmak peşinde... Teknolojiden en iyi şekilde faydalanmak için çoğunda akademisyenler aktif ortaklar arasında yer alıyor. Herkesin amacı bir girişim sermayesinden fon bulmak ve nihayetinde şirketini satmak!

Bu yeni şirketlerin hızlı büyümesi ve pazara ulaşmasında en önemli paydaş, “büyük şirketler”... Peki ne oldu da büyük şirketlerin iştahı arttı? Burada adı sıklıkla geçen büyük şirket General Electric (GE)'nin hikayesi, bu değişimin boyutunu güzel anlatıyor:

Geleneksel enerji sektörü liderlerinden GE, inovasyonun aktif bir şekilde gerçekleştiği yenilenebilir enerji segmentindeki gelişmelere daha yakın olmak için, bireysel girişimcilere ve start-up’lara daha yakın olması gerektiğini ön görüyordu. Ancak bir uyum sorunu vardı; büyük şirketin ölçek ve verimlilik odaklı kültür ve süreçleri, bu tip küçük şirketlerle çalışmaya uygun değildi... GE bu engeli aşarak, start-up’larla çalışma kültürünü geliştirmek için, genel katılıma açık internet üzerinden bir yarışma düzenledi (Crowdsourcing). Bireysel girişimciden, üniversite ar-ge'lerine kadar geniş bir yelpazeden yaklaşık 70bin başvuru ve birçok yenilikçi fikir alarak açık inovasyon yolunda dev bir adım attı. Şirket çalışanları için de yepyeni bir dönem başlıyordu; örneğin, kurum bu 70bin kişiyle nasıl bir ilişki yönetimi yaparsa yenilikçilikte başarısı artardı? Gelen yeni iş modeli ve pazar önerileri, şirketin alıştığı yapıların çok ötesindeydi; o zaman bu fırsatları nerede ve nasıl geliştireceklerdi?

İşte GE'nin bu tecrübesi birçok büyük şirketi hem start-up dünyasına yaklaştırıyor, hem de bu girişimci yapılarla çalışmak için yeni bir kültür ve ara yüz oluşturmaya zorluyor. Ama kesin olan şu; büyük ve küçük, artan bir yoğunlukta birlikte çalışıyor, çalışmayı öğreniyor. Yapılan araştırmalar da, şirketlerin açık inovasyon araçları kullanımlarını çarpıcı şekilde arttırdığını gösteriyor.

Yola çıkmak...

Peki, şirketlerimizde açık inovasyonu içselleştirmek, kalıcı şekilde uygulamaya başlamak için bundan sonra neler yapılmalı, neler önemli?

  • İnovasyon haritası: Her şeyden önce mevcut inovasyon çalışmalarımızın hayata geçme vadesine (kısa/orta/uzun) ve mevcut iş modelimize yakınlığına bakarak, inovasyon haritamızı çıkartmamız gerekiyor. Daha sonra bu haritayı mevcut/yeni ve hızlı büyüyecek/gelecekte şekillenecek işler olarak 3 ufka ayırmak... (Bakınız aşağıdaki şablon). Eğer çalışmalarımızın çoğu mevcut işin etrafındaysa, buralarda açık inovasyonun etkisi nispeten az. Açık inovasyonun esas etki alanı, yeni ve gelecek işler olarak konumlanıyor. Kısaca yeni ve gelecek işlerde iddiamızı arttırıyorsak, açık inovasyon ideal çözüm.
  • Yeni bir lisan; “YALIN GİRİŞİM”: Yeni ve gelecek işleri geliştirmenin, büyük şirketlerin detaylı planlama ve kontrol kültürüyle uyuşmadığı artık çok iyi biliniyor. İnovasyonun birçok kurumda sürekli olamaması da tam da bundan kaynaklanıyor. Yeni arayışlar ve dolayısıyla girişimci şirketlerle çalışabilmek için yeni bir lisana ihtiyaç var; o da “yalın girişim (lean start-up)”. Yalın girişimi 3 adımda şöyle özetleyebiliriz;

    • İş modeli kanvasıyla yeni iş modeli hipotezlerini geliştirmek,
    • En yalın/sade ürünü hızla oluşturup müşterilerden erken geribildirim almak,
    • Yalın geliştirme metoduyla, ürün geliştirmeyi hızlı ve sık güncellemelerle yaparak ticarileştirme sürecini hızlandırmak.

    Evet, yeni bir dilden konuşmak şart ve bu da büyük bir değişim demek büyük şirketler için. Ve her büyük değişimin başarısında olması gerektiği gibi üst yönetimin bu lisanı bizzat öğrenmesi ve yayılımını yakın desteklemesi olmazsa olmazlardan.

  • Deneylere başla! Evet, artık tez elden gerek crowdsourcing’le, start-up yarışmaları veya tedarikçi inovasyon günleri ile, gerekse korkmadan/yılmadan açık inovasyon deneylerine işe koyulmak gerekiyor. Yaklaşık 10 yıl önce başlayan bu akıma gecikmeden katılmanın tam zamanı...

Ülkemizde birçok sektör rekabetçilik ve katma değer artışı için arayıştayken, bu yeni cesur dünyada başarının "açık iş kültürü" geliştirmek olduğunu görüp uyum sağlamak, en kritik gündem maddelerinden biri gibi görünüyor. Şirketler açık inovasyon kültürünü dünyayı referans alarak içselleştirip, devlet de - sanayi kümelerinden çok - ülkemizin temel ihtiyaçlarına odaklı yeni inovasyon kümelerini önceliklendirirse, 21. yüzyılın açık dünyasında biz de yerimizi alırız.

Açık olmanın, cesur yaşamanın iş hayatımıza da başarıyı ve öncü yenilikleri getirmesi dileklerimle.


Mehmet N. Pekarun


Kaynaklar:
Open Innovation, Henry Chesborugh (2003, Haz-2015 İstanbul seminarı)
Center for Open Innovation, UC Berkeley (Haz-2015 seminar notları)